Kahvehane (Arapça: مقهى)'dan Kahve olarak Türkçeye geçen ve Türkçeden Avrupa dillerine yayılan, sonraları ise Avrupa dillerininin en yaygını olan Fransızca: un café (ˈkæfeɪ veya kæˈfeɪ)'den Türkçeye geçen bir kelimedir. Çeşitli meşrubatların ve nargile gibi tütün ürünlerinin servis yapıldığı, masa oyunlarının oynandığı, sohbet edilen ve yine birçok farklı aktivitenin yapldığı mekân. Kafeteryalardan ve barlardan farklı olarak hafif yemekler yer almaz ve alkollü içeceklere ağırlıklı olarak yer verilmez. Özellikle Müslümanlar arasında kâveler (kahvehaneler) oldukça yaygındır ve çoğunluğu erkeklerden oluşur.
İstanbul'da bir kahvehane, 1905.
Etimoloji
Kahve, Arap asıllı bir sözcük olup Arapça: kahwa sözcüğünden türemiştir. Osmanlı tarihçisi İbrahim Peçevî'nin notlarında İstanbul'da kâveveya kahvehane açılmasının ardından sözcüğün günümüze dek milletlere göre değiştirilerek kullanılmış şekilleri "(Fransızca, Portekizce:café, İspanyolca: cafetería ya da café; İtalyanca: caffè, Almanca: café ya da Kaffeehaus, eski kullanımıyla Türkçe: kâve, bugün ise kıraathane)" sözcükleridir. Kahvehane sözcüğü ise kahveden gelmiştir. Bugünkü kahve kendi anlamını, önceleri Habeşistan'da, sonra Yemen'de yetişen ilk kahve bitkilerinin gelmeye başladığı tarih XIV. yüzyıldır. Kökende Kahveyi ifade eder, fakat kahve içilen mekânların zamanla bu isimle adlandırılmasından ötürü uzantısında mekân adını da ifade etmeye başlamış, sonraları ise bu mekânlar müşterilerine sundukları hizmetleri genişletmiş ve çeşitlendirmişlerdir.
Kahve adının nereden geldiği hakkında bir varsayım da daha önce Habeşistan'da kahve yetiştirilen bölgeye eskiden “Kaffa” denilmiştir. Zamanla Türkçe'ye dönüşen sözcük, dünyanın her yerinde “kahve”ye yakın sözcüklerle kullanılmıştır. Yine kahvenin 1000 yıllarında İran'da çok nadir de olsa bilindiği, hekim İbn-i Sina'nın kahve içtiği söylenir.
Tarihçe
XVI. yüzyıldan beri, kahvehane Orta Doğu ülkelerinde erkeklerin toplandığı kahve gibi içecekler tükettiği, sohbet ettiği, kitap okuduğu ve çeşitli masa oyunları oynadığı yerlerin başında gelir. 1550'lerde de İstanbul'da ilk kahvehane açılmış, kısa sürede yakın ve uzak çereye yayıldı. 17. yüzyılda, kahvehane Osmanlı Devleti sınırlarının dışında avrupa'da hızla görülmeye başlandı ve kısa zamanda popüler olmuş, Avrupa'da ilk kahvehane 1645'te Venedikte açılmış ve daha sonra 1650'de Londra'da Jacob adlı Yahudi bir tüccar tarafından ilk kahvehane inşa edilmiştir.
Yaygınlaşma
Kısa zaman içerisinde kahvehane sayısı hızla arttı, kahve içmek ve yarenlik etmek amacıyla buralarda toplanan muhtelif zümrelerden ve değişik kültür seviyelerinden insanlar, çok hızlı gelişen bir kültürel birikim ortamı, sosyalleşme mekânı, siyasî iktidar karşısında seslerini duyurabildikleri bir kamusallık meydana getirdiler.
Kahvehane'de bir meddah
Osmanlı'da kahvehane
Osmanlı geleneksel toplum kültürünü şekillendiren saray, medrese ve cami dışında, “sivil” bir anlayışla ortaya çıkan kahvehane, XVI. ve XVII. yüzyılların İstanbul’unda, pek sık rastlanmayan bir tepkiyle karşılaştı. ‘Miskinlerin buluşma mekânı ve fitne yuvası’ olarak görülen kahvehane, başta iktidar olmak üzere toplumun çeşitli kesimlerinin tepkisini çekti.
1567 yılında başta Suriçi İstanbul olmak üzere İstanbul’daki bütün kahvehaneler kapatıldı. Hatta IV. Murat, bu gerekçelerle kahvehaneleri top yekûn kapatmaya yönelik şiddetli ve kapsamlı girişimlerde bulundu. Sadece Eyüp ve çevresinde 120 kahvehane kapatıldı. XVI. yüzyılın ikinci yarısında ve XVII. yüzyılın ilk yarısında ‘tehlikeli yerler’ olarak görülen kahvehaneler ‘külliyen’ kapatılırken XVII. yüzyılın ortalarından itibaren otorite, ‘tehlikeyi’ önlemek için toptan kapatmak ve yıkmak yerine, yekdiğerlerine ‘ibret olsun’ babında tek tek bazı kahvehaneleri kapatarak bir tür yıldırma siyaseti takip etti.
Ancak kahvehanelerin sayısı günden güne artmaya devam etti. Kanuni Sultan Süleyman’ın hükümdarlığının son dönemlerinde İstanbul’da 50 kahvehane bulunduğu belirtilirken, bu sayı, XVI. yüzyılın sonunda altı yüze ulaştı. XIX. yüzyılın başlarında ise 2.500’lere kadar çıktı. Hem sayı olarak, hem de itibar olarak kahvehanelerin önemi arttı.
Kahvehane zaman içerisinde mevcut kültürel ve toplumsal hayatın içerisine dâhil olmayı başardı. Kültürün üretildiği ve tüketildiği bir mekân haline geldi. Birçok değişikliklere uğrayarak hayatiyetini devam ettirdi. Her ne kadar sadece erkek sosyalliğini barındırsa da Osmanlı şehrindeki kamusal yaşamın önemli bir kısmını oluşturdu. İlk başlarda marjinal bir yenilik olarak görülen kahvehane, çok geçmeden normalleşti ve toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılayan merkezî bir konuma geldi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder